Mobbing. O da nedir ki?

Mobbing. Ama Kime

Mobbing kelimesi tüm kçalışanlar tarafından bilinen bir ifadedir. Neredeyse tümü meslek hayatının bir yerinde mobbingle karşılaştığını ifade eder, etmese de aslında karşılaşmış ama sineye atmıştır. Peki bu mobbing denen şey sadece çalışanlara yapılan bir şey midir? Yoksa insanlar kendisi de birilerine mobbing yapıyor mudur?

El cevap; yapıyordur.

Emin misin?

Eminim.

Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?

Ben de bu ülkede yaşıyorum bebişim. Sen nerede yaşıyorsun?

Benim konum kamu personeli üzerine olacak. Kamu personeli (veya bunların şımarık kısımları kendilerine devlet memuru der) işe başlarken «millete hizmet etmeye namusu ve şerefi üzerine» yemin eder. Ne yazık ki kimse onlara «canım kardeşim namus ve şeref sahibi misin» diye sormaz. Gene uçtum.

Millete hizmet etmek soyut olarak devletin ama somut olarak kamu personelinin görevidir. Zaten devletler millete hizmet etmek için vardırlar. Velakin gelişmemiş ülkelerde bu kişiler kendilerini varoluş sebepleri olan milletten üstün ve ayrıcalıklı görürler. Bu ayrıcalığı sağlamak içinde kanunların kendilerine verdiği hak ve yetkileri kullanırlar. Bir polisle takışırsanız trafik cezası yemeniz buna bir örnektir. Bu arada polislerden hazlanmam. Bu nedenle onlardan örnek verdim. Biraz daha uçalım. Bir savcıyla takışırsınız, aranızdaki mesele şahsidir. Ne! mesele şahsi olarak değil; bir savcıya yapılmış olarak değerlendirilir ve bir süre eziyet çekersiniz. Halbuki bir zamanlar o kişi size hizmet etmeye yemin etmişti.

Yine bir örnek verelim. Bir öğretmen bir hakimin çocuğuna tokat atarsa öğretmen tutuklama istekli olarak savcılığa sevkedilirse şaşırmayın. Birisi öğretmenin canına okusa şahıs ifade verip evine gider. Ikircikli bir davranış. Gücü temsil etmek bir ayrıcalıktır.

Aslında tüm kamu personeli korkaktır. Gülme. 26 yıldır kamudayım, bilirim. Senden yada benden korkmazlar, üstlerinden korkarlar. Korku; milletçe ayrılmaz bir parçamızdır. Daha minicik yavrularken içimize işlenir. Büyüdükçe içimizdeki korku da büyütülür. Bu nedenle bu ülkede namuslu olanlar namussuz olanlar kadar atik, etkili ve konuşkan değildir. Bu ülkede hiçbir zaman namuslular namussuzlar kadar cesur olamazlar. Çünkü dünyayı kötüler yönetir.

Iyiler her zaman kazanır. Bu sadece masallarda, hikayelerde ve filmlerde olur. Iyiler her zaman korkaktır. Kötüler her zaman kazandırılır. Kazandırılır diyorum çünkü hem iyiler hem kötüler kötünün destekçisidir. Örneğin «sen efendi adamsın, uyma ona» gibi sözler duymak garip karşılanmamalıdır.

Sorunun temelinde nsanlarımızın yüzyıllardır ezilmişliği, korkutulumuşluğu ve değersiz görülmüşlüğünden kaynaklanan «değersizlik» diğer bir deyişle «enlik saygısı» vardır. Insanımız değer görmek ister, normaldir. Herkes değer örmek kendini değerli hissetmek ister ama çoğu değerli olmanın yolunu yanlış seçer. Buda eğitimsizliğimizden kaynaklanır. Eğitim bu ülkede herkesin bildiği bir iş olmasına rağmen ülke okumuş cahil doludur. Yolda yürümeyi dahi bilmeyen insanlarla dolu bir ülkedeyiz. Araç kullanmaktan bahsetmek istemiyorum. Sevmek! Sevmeyi de bilmeyiz. Sevilmeyi bilmediğimiz gibi.

Gücü temsil etmenin bir ayrıcalık olduğunu belirtmiştim. Bu ülkede gücü temsil edenin bal tutup parmağını yalayacağını çok küçük yaşlarda öğrettiler bize. Büyüdükçe daha çok parmak yalanmaya başlandı. Menfaatlerimiz bizi esir aldı. Büyüdükçe kirlendik. Insan olmanın değerli olmak için yeterli olduğunu hissedemedik. Çünkü insan olmak değerli olmak için yeterli değil. Insan olmak için sahip olduğun güç önem arzediyordu. Tüm hayvanlar eşit ama bazıları daha eşittir. Gücü olan daha eşit ve ülkeyi düzende tutması gereken devlet erbabı kendi düzenini korumak için düzeni korumak yerine daha eşit olan kısımda yer olmayı tercih etti.

Ülkedeki sınıf ayrımını farketmişsinizdir. Anayasada «demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti» olan ülkede sınıf ayrımı yasaklanmıştır. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olduğumuz nasıl yalansa sınıf ayrımı olmaması da bir yalandır. Herkes kendini diğerlerinden üst sınıfta görür. Örnek; polislere bakın. «Ben polisim» dediklerinde el pençe divan tutmanızı beklerler. Kendilerince bu toplumun terbiyecisidirler. Okumuş, cahillikten kurtulmuş olmadıkları gibi büyük bir kısmı okuduğunu dahi anlamamıştır. Canının istediğine müdahale eder, istemediğine müdahale etmez. Sade vatandaşın vergi diye ümüğü sıkılırken daha eşit olanların vergileri ve/veya vergi cezaları affedilir.

Konumuz mobbing. Bahsettiğim devlet memurları adil bir davranış sergilemek yerine vatandaşa kendini ezik hissettirmeyi, vatandaşı ezmeyi, çoğunlukla korkutmayı tercih ederler. Şunu yapmazsan başına şu gelir. Burada başımıza gelen bu insanlara kanunların verdiği yetkinin vatandaşa alçakça kullanılarak vatandaşın menfaatleriyle oynanmasıdır. Vatandaş korkar, hakkını arayamaz. Vatandaş korkar, şikayetçi olamaz. Helbuki bunu yapanlar bu millete hizmet etmeye «namusu ve şerefi üzerine» yemin etmişti. Demek ki sormak gerekiyormuş, var mı?

Kontrolsüz güç güç değildir derler. Güç kontrol edilmelidir. Etmediğin takdirde güç çevresine zarar verir.

Devam etmek istiyorum ama hani uçmakla uçmağa varmak arasında fark olduğu gibi bazen susmak çok şeyi anlatmaktır. Son bir söz olarak Metin Akpınar’dan aktarayım. –Çocuklarınıza sakın ‘bu dünyada iyiler kazanır’ diye büyütmeyin, onlara deyin ki; “Dünyada hep arsızlar, çığırtkanlar, kötüler ve iki yüzlüler kazanır ama sen onursuz bir kazancın, onurlu bir kaybedişe asla ulaşamayacağını bil ve hep iyi kal..”- Eğer yerse.